|
Helsinki
Finlandiyal ı
bir yazar Helsinki için “hayatın
çok kuzeyi” yakıştırmasını
yapmış.
Avrupa’nın
en kuzey enlemli başkentinde,
belki yaşam
biraz yavaş
tempolu ama bizler için
bu, “allegro furioso” giden hayat ımızda
çok özlenen bir “adagio” doğrusu.
Bu 5 milyonu biraz aşkın
nüfuslu ülke boyundan beklenmeyecek kadar dev bir sanayiye
sahip şimdi.
Helsinki de bundan nasibini almış.
Dünyanın
en büyük kruvaziyer ve buzkıran
gemilerinin inşa
edildiği
tersaneler, Baltık
kıyısında
uzanıyor.
Baltık
Denizi’nin az tuzlu, bulanık
ve hep soğuk
suları
insanda fazla yüzme isteği
uyandırmayabilir
ama ülkedeki 2 milyon saunadan birinden ter içinde fırlayıp,
huş ağaçları
ve iğne
yapraklılarla
çevrili 188.000 gölden birine dalmak kolay unutulmayacak bir
tecrübedir.
Helsinki liman ında,
Viking Line ve Silja Line’a ait feribotlar, her gün Talinn’e,
Gdansk’a, St.Petersburg’a ve Stockholm’e gitmek için sıralarını
beklerken, kıyıda
yaz zenginliğiyle
kurulan pazarda, çeşit
çeşit böğürtlenler
tezgahları
renklendiriyor. Eski Cumhurbaşkanlarından
Kekkonen de yakındaki
Başkanlık
Sarayı’ndan
elinde filesiyle çıkagelirdi
eskiden bu pazara.
Bugünkü Cumhurba şkanı,
Bayan Tarja Halonen ikinci kez 6 yıl
için seçildiği
görevinde, 200 sandalyeli Parlamentosunda 70 bayan
milletvekili olan ülkede sosyal eşitliğin
en iyi örneklerinden biri. 1809 yılında
isveç’ten
Rus imparatorluğu’na
geçen Finlandiya’da, 1812’de Helsinki başkent
oldu. Bunu takip eden yıllarda
Carl Engel tarafından
tasarlanan Senato Meydanı şehrin
en çok ziyaret edilen yeri. Meydana yukarıdan
bakan Protestan Katedrali’nin neo-klasik mimarisine, limana
yakın başka
bir tepede, Rus-Ortodoks Uspenskiy (Meryem’in göğe
yükselişi)
Katedrali tipik Rus mimarisiyle eşlik
ediyor. Senato Meydanı’nda
Çar 2. Alexander’a ait bir heykel, Finlilere ilk kez para
basma ve dil özgürlüğü
veren bu Çarı
saygıyla
anıyor.
Finlandiya 1917’de bağımsız
oldu. Karelia bölgesinin doğudaki
bölümü halen Fin nüfusuyla beraber Rusya sınırları
içinde. Liman pazarında
genç bir kadın,
memleketi Karelia’ya özgü bir Fin lezzeti olan üstü pirinçli
çörek “Karjalan Piirakka”yı
ikram ediyor. Dolgun elmacık
kemikleri ve geniş
alnıyla
diğer
İ skandinav
halklarından
kolayca ayırt
edilen yüz hatlarını,
sıcak
bir gülümsemeyle yumuşatıyor.
Liman kıyısından
başlayan
Esplanadi, iki cadde arasında
uzanan parkı
ve güzel çeşmeleriyle,
yaz güneşinde
yıkanmak
isteyenler için şehrin
en popüler yeri. Biraz kuzeybatıda
yer alan Sibelius Parkı’nda
heykeltıraş
Hiltunen’e
ait, 30 ton çelikten
imal edilmi ş
600 tane borusu bir huş
ormanını
simgeleyen eser, Finlilerin en büyük
ulusal bestecisi Jean Sibelius (1865-1957) için bir anıt.
20. yüzyılın
en büyük Finli mimarı
Alvar Aalto’nun eserlerini
şehirde görmek
mümkün. Konser ve Kongre Sarayı
Finlandia Hall bunlardan biri. Aalto’nun öncüllerinden Eliel
Saarinen’e ait 1919 tarihli tren istasyonu, granit yapısı
ve Art Nouveau detaylarıyla
şehrin
en etkileyici yapılarından.
1969 tarihli Temppeliaukio (Tapınak
Meydanı)
kilisesi ise Suomalainen kardeşlerin
22 km. bakır
tel kullanarak enfes bir akustik kazandırdıkları
kubbenin altında
doğal
granit ana kayaya inşa
edilmiş
bir şaheser.
180 penceresinden içeri sızan
ışık,
bazılarındaki
şeffaf
camda haç motifi oluşturuyor.
Helsinki’den Stockholm’e feribot ile keyifli bir gece veya
gündüz yolculuğu
yapılabilir.
Buzulların
kıyılarda
çeşitli
açılarla
hareket etmeleri sonucu oluşmuş
serpinti adacıkları
(skerries) arasından
ilerleyen yolcu feribotu, Helsinki limanı
ağzında,
Kırım
Savaşı sırasında
Rus toprağı
olduğu
için İngiliz
ve Fransız
gemileri tarafından
topa tutulan Suomenlinna adasının
yanından
geçiyor. Bu müstahkem ada, her gün pek çok ziyaretçiyi ağırlıyor.
Onlar da sağlam
duvarlar üzerinden gemileri selaml
ı
yorlar.
Stockholm
Stockholm’e 30.000 adadan olu şan
adalar topluluğu
(archipelago) içinden geçerek ulaşılıyor.
14 ada üzerine oturan yaklaşık
2 milyon nüfuslu İsveç
başkenti,
Kopenhag ile beraber İskandinav
şehirlerinin
en canlısı.
9 milyon nüfuslu İsveç’te
yaklaşık
300.000 müslüman yaşıyor.
50.000 kadarı
Türk ve çoğu
başkentte.
Dar sokaklarındaki
17. ve 18. yüzyıldan
kalma bitişik
nizamlı,
dar cepheli, üçgen alınlıklı
yapılarıyla
Gamla Stan (Eski fiehir)
aynı
zamanda 608 odalı
Kraliyet Sarayı’na
da ev sahipliği
yapıyor.
Saray’ın
yanında
349 sandalyeli Parlamento (Riksdag), karşısında
da Ulusal Müze bulunuyor. Stor Torget (Büyük Meydan) üzerinde
Nobel Akademisi var. Her yıl
Aralık
ayında
yapılan
Nobel ödülleri töreni sonrasında
seçkin konukların
bir ziyafetle ağırlandığı
1923 tarihli Belediye Sarayı,
Gamla Stan’ın
karşı kıyısında
yer alıyor
ve uzaktan bakınca
kimilerine göre bir kuğuyu
andırıyor.
Kraliyet Sarayı’nın
hemen altındaki
mahzende bulunan Kraliyet Silahhanesi’nde sergilenen pek çok
malzeme arasında,
büyük asker ve devlet adamı
Kral 12. Karl’ın
1718’de, 36 yaşındayken,
Halden (Norveç)’deki savaş
alanında
öldüğü sırada
giydiği
üniforma da bulunuyor. Çar 1. Petro’ya karşı
giriştiği
savaşlar
sonrasında
5 yıl
Osmanlı’ya
misafir olan, kimine göre cesaretinden ötürü, kimine göre ise
uzun ziyareti sırasında
Sultan nezdindeki kredisini biraz zorlayıp,
adeta devlete demirbaş
olduğu
için Yeniçeriler tarafından
kendisine “Demirbaş”
lakabı
verilen kral, sonunda Osmanlı
tarafından
Moldova sınırları
içindeki Bender’de tutuklandı.
Bender Kalabalığı
olarak tarihe geçen bu olay
İsveç diline de
“Kalabaliken i Bender” olarak girmiştir.
Djurgården adası
turistik çekim merkezi. Adaya adını
veren Hayvanat Bahçesi yoğun
ziyaretçi alıyor.
Tarihi füniküler ile çıkılan
yakınlardaki
bir tepe, ülkenin değişik
köy ve kasabalarından
getirilmiş
kırsal
yapıların
otantik yaşamunsurları
ile birlikte sergilendiği
folklor köyü Skansen’a bir ziyaret için ideal başlangıç
yeri. Nordiska Museet (Kuzey Halkları
Müzesi) ünlü yazar ve ressam Strindberg
(1849-1912)’in notları
ve eskizlerinden tutun da, kumaşlara,
oyuncak bebek evlerine, mobilyaya kadar her türlü etnografik
malzemeyi barındıran
büyük bir müze. Hemen yanındaki
gemi müzesi Vasa belki de şehrin
en eşsiz
müzesi, çünkü burada dünyanın
17. yüzyıla
ait en iyi korunmuş
deniz aracı,
adını
İsveç’in bağımsızlığını
sağlayan
Kral Gustav Vasa’dan alan Kraliyet Savaş
Gemisi “fianlı”
Vasa bulunuyor. 1628’de ilk yolculuğuna
çıkarken
bir denge sorunundan dolayı
yan yatıp
Stockholm Limanı’nın
dibini boylayan dev gemi, 1961 yılında
yüzeye çıkarıldı.
1990 yılından
beri de şimdiki
müze binası
içinde tüm görkemiyle bir hayalet gemi edasında
sergileniyor. Stockholm’den Oslo’ya giden karayolu ülkenin
önemli göllerinin yanından
geçiyor. Yol üstünde, Ortaçağ
şatosuyla ünlü Örebro ve Vänern gölü kıyısında,
lezzetli somonlarıyla
ünlü Karlstad şehri
bulunuyor.
Oslo
Finlandiya ve
İsveç’in
geneline hakim düzlükler ve göller coğrafyası
Norveç’te adamakıllı
değişiyor.
Doğanın
çok cömert davrandığı
fiyordlar ülkesi, sınırdan
girer girmez, kesif iğne
yapraklı
ormanları,
yer yer dik yamaçlı
alçak dağlarla
engebelenmiş
topoğrafyası
ve tahminen bulutlu, yağmurlu
havasıyla
karşılayabilir
insanı.
Aynı
isimli fiyordun kuzey ucunda kurulmuş
Oslo, ülkenin
yaklaşık
dokuzda birini barındıran
540.000 nüfuslu başkenti.
Petrol ihraç eden ülkelerin en yenilerinden biri olan Norveç
1972’den bu yana bu zenginliği
kullanmakta. Dünyanın
(S.Arabistan ve Rusya’dan sonra) 3. büyük petrol ihracatçısı
durumundaki ülke, petrol fonlarında
kötü günler için sakladığı
150 milyar dolar düzeyindeki birikimi epey tutumlu harcıyor.
Yalnızca
sosyal hizmetlerin halka sunumu ve geliştirilmesinde
kullanılan
bu fonlar ülkenin olası
zor günler için garantisi olarak görülüyor.
Petrol zenginliğine
rağmen
Norveç dünyanın
en pahalı
ülkelerinden biri ve 40.000 doların
üzerindeki ortalama yıllık
gelire karşın
insanlar hayat pahalılığından
daima şikayetçi.
Alkol tüketimine ve intihara meyilli Norveçlilere alkol satışı
devlet tekelinde ve saat 18.00’den sonra alkollü içkiler ancak
bar ve restoranlarda satılıyor.
Mimarları
Arneberg ve Poulsson’un 1950’de tamamladığı
Oslo Belediye Sarayı
(Rådhuset), kızıl-kahverengi
tuğla
yapısıyla,
kimilerine göre liman kıyısında
yanyana duran iki büyük dilim kahverengi Norveç peynirini andırıyor.
Her yıl
10 Aralık’ta
Nobel Barış
Ödülü bu binada yapılan
törenle sahibini buluyor. Belediye Sarayı
önünden başlayan
kordon boyunda modern eğlence
ve yeme-içme mekanlarıyla
gece hayatının
merkezi Aker Brygge uzanıyor.
Buradan kalkan dolmuş
tekneleri 20 dakikada yolcularını
limanın
karşı
tarafındaki
Bygday adasına
bırakıyor.
Bygday kapsamlı
bir ziyareti gerektiriyor. 1893-1896 yıllarında
Nansen’i Kuzey Denizi araştırmalarına,
ardından
Amundsen(1872-1928)’i Güney Kutbu’na götüren, döneminin en sağlam
gemisi Fram kendine ayrılan
binada ziyaretçilerini ağırlıyor.
Halkının
75%’i denizden en fazla 10 km. mesafede yaşayan
Norveç’in büyük kaşifler
yetiştirmiş
olması
rastlantı
değil.
Üzerinde seyahat eden ünlü kaşiflerin
izleri, Fram’ın
daracık
kabinlerindeki zor yaşamı
gözler önüne seren her eşyaya
derinden işlemiş.
Fram ile Antarktika’ya ulaşıp,
buzlar üzerinde devam eden kutba ulaşma
yarışında
İngiliz
Robert Scott’tan 1 ay önce Norveç bayrağını
diken Roald Amundsen’in, 8 Mart 1912’de,
Tasmanya’dan dünyaya keşfini
duyurmasından
3 hafta sonra, Scott dönüş
yolunda hayatını
kaybetmiş
ti. Fram’ın
hemen karşısındaki
müzede, 20. yüzyıl
maceracısı
Thor Heyerdahl (1914-2002)’ın
Atlantik ve Pasifik’te yaptığı
yolculuklarda kullandığı
Ra ve Kon-Tiki tekneleri sergileniyor.
Heyerdahl’ın
Paskalya Adası
üzerindeki arkeolojik araştırmalarından
getirdiği
malzeme de ilgi çekici. Bugday’de, zengin sayfiye evleri arasından
yapılan
keyifli bir yürüyüş
sonrasında
Viking Gemi Müzesi karşımıza
çıkıyor.
Büyük Viking savaşçıları
öldükten sonra, bedenlerinin Valhalla’ya
uğurlanması
sırasında,
içine yerleştirildikleri
geminin ateşe
verilerek açıklara
doğru
sürüklenmesiyle gerçekleşen
törenin ancak Hollywood filmlerine layık
bir aldatmaca olduğu
arkeologlar tarafından
kanıtlandı.
Viking Gemi Müzesinde sergilenen 3 gemi de geleneksel
şekilde
kahraman mezarlarında
gömülmüş
ve çok iyi korunmuş
halde bulunarak, toprak altından
çıkarılmış.
Limandaki Ortaçağ
kalesi Akershus (1309) önünden başlayan
ve Kral 5. Harald’ın
sarayı
önünde biten bir kraliyet geçit töreni belli günlerde
tekrarlanıyor.
Önünde Norveç’in en büyük yazarı
Henrik İbsen’in
heykeli bulunan Ulusal Tiyatro binasından
bir sokak yukarıdaki
Ulusal Müze’de ünlü Norveç ressamı
Edvard Munch’un “Çığlık”
tablosu, turistler kadar tablo hırsızlarının
da favorisi. Oslo’da güzel bir havada en doyumsuz gezinti
Frogner Parkı’nda
yapılıyor.
Üretken Norveçli heykeltıraş
Gustav Vigeland’a ait 767 eser
içerisinde 200 tonluk 17 metrelik monolit, üst üste yığılmış
her yaştan
126 insan figürüyle akıllara
durgunluk veriyor. Oslo’dan ayrılıp
fiyordlara uzanma vakti. Bergen’e giderken, hafif engebeli
arazide çam ve köknar ormanları
eşlik
ediyor yola. Norveç’te bir zamanlar sayıları
1000’i bulan ahşap
kiliselerin (Stavkyrkje) en iyi korunmuş
örneklerinden bazılarına
bu yol boyu rastlanıyor.
1183 tarihli Borgund Stavkyrkje, Viking gemi başı
figürlerini anımsatan
ejderha oymaları,
her santimetrekaresi ahşap
unsurlardan oluşma
benzersiz yapısı
ve önündeki Ortaçağ
mezarlığıyla
insanı
geçmiş
yüzyıllara
götürüyor. Bergen yakınlarında
geçilen pek çok tünelden biri de dünyanın
en uzunlarından
olan 24.5 km.lik Laerdal Tüneli. Voss
şehrine yaklaşırken
Tvindefossen gibi yüksek kayalardan dökülen her dem canlı
şelaleler
görülüyor.
Bergen
Gün do ğumunda,
kıyı
boyunca dizilmiş
rengarenk sıra
evler, küçük limanın
sakin suları
üzerindeki yansımalarıyla,
Bergen’e masalsı
bir görünüm veriyor. Bu saatlerde taze balıklar
pazarda alıcılarıyla
buluşuyor.
Defalarca yanıp
yenilenmiş
kıyı
boyu yapıları,
Unesco Dünya Mirası
listesinde yerini almış.
Aralarındaki
dar sokaklar Ortaçağda
Alman Hansa Birliği
şehirlerinden biri olan Bergen’in geçmiş
yaşamına
geri götürüyor ziyaretçiyi. Bergen yakınlarındaki
bir evde Norveç’in en ünlü bestecisi Edvard Grieg yaşamış.
Gün batımına
doğru
şehre 320 m.den bakan Flayen tepesine
füniküler ile çıkıp,
şehir manzarasının
tadını
çıkardıktan
sonra, kavisler çizen dar yollardan
şehir merkezine
geri yürürken, denizin kızılımsı
yansımaları,
yol boyu kurulu evlerin güzel cephelerini ve bakımlı
bahçelerini belli belirsiz çizgilere dönüştürüyor.
Fiyordlar
ve Oslo’ya dönüş
Buzul dönemlerinde kutup bölgelerinden a şağı
enlemlere doğru
ilerleyen buzullar, ilerledikleri vadiler boyunca, vadi
yamaçlarını
ve tabanlarını
aşındırıp
önlerine kattıkları
kayaçları
yer yer kıyılara
kadar sürüklerlerdi. Derinlemesine aşındırdıkları
bu vadi tabanları,
buzul dönemi sonrası
yükselen sularla dolunca bugün dünyanın
kutuplarına
yakın
bölgelerde sıklıkla
rastladığımız
fiyord yapıları
meydana geldi. Norveç’in yaklaşık
200 km. uzunluğundaki
en uzun fiyordu Sognefjord’a Bergen’den yaklaşık
2 saatte ulaşmak
mümkün. Unesco Dünya Mirası
listesinde yer alan Naerayfjord, Sognefjord’un küçük kollarından
biri. Gudvangen kasabasından
ayrılan
bir turistik gezi teknesi Naerayfjord’un dik yamaçlarından
akan yüzlerce metrelik şelaleleri,
fiyordu çevreleyen yüksek Hardanger platosundan (Hardanger
Vidda) aşağıya
doğru
hareket eden sis ve bulut kümelerini, derin suların
kıyısına
konuşlanmış
balıkçı
köylerini, küçük tepelerin üzerindeki
yapayalnız
evleri ve kiliseleri yolcularına
gösterdikten sonra bir başka
küçük kol olan Aurlandfjord’a kıvrılıyor.
Bu 2 saatlik doyumsuz fiyord gezisi Flam kasabasında
sonlanıyor.
Buradan, ünlü Flam treninde çok dik bir tırmanışla
Myrdal kasabasına
çıkarken
meşhur
şelaleler
görülüp, sonra da Oslo’ya devam edilebilir. Bir başka
alternatif ise karayoluyla Hardanger Vidda’ya tırmanıp,
derin Måbadal kanyonunu ve azgın
sularıyla
Varingsfossen şelalelerini
görüp, Geilo şehrine
ulaşmak
ve belki de tarihi Dr. Holmes otelinde bir gece geçirmek.
Geilo’dan Oslo’ya giden yolda Gol kasabasındaki
ahşap
kilise Gol Stavkyrkje ziyaret edilebilir. 1883’te Oslo’daki
folklor köyüne taşınmış
olan kilisenin orijinaline sadık
kalınarak
yapılmış
bu ‘in situ’ kopyasında
bir nikah törenine rastlamak da mümkün olabilir. Oslo’ya yakın
Jevnaker kasabasında
kurulu tarihi cam fabrikaları
Hadeland Glassverk, ziyaretçiye camın
tarihi ve cam üfleme sanatıyla
üretilmeye devam eden eserler hakkında
iyi bir tanıtım
veriyor.
Kopenhag
Oslo’dan Kopenhag’a geçmenin en keyifli
yolu yine gece boyu seyahat eden bir feribota binmek.
Danimarka’n ın
Helsingör ile İsveç’in
Helsingborg şehirleri
arasında
kalan dar boğazdan
geçerken sabahın
ilk ışıklarıyla
Helsingör’deki Kronborg şatosu
(1585) görünüyor. Shakespeare’in Hamlet eserine konu olan ünlü
Rönesans şatosu,
yapımcısı
Kral 2. Frederik ve Kraliçe Sophia’nın
anılarını
barındırıyor.
Ziyarete açık
mahsenlerinde (casemates) ise ünlü Dan mitos kahramanı
Holger Danske’nin heykeli, anlatıya
uygun olarak uyur vaziyette. Ne zamanki halkı
yardıma
ihtiyaç duyar, Holger o zaman uyanacak. Kronborg gibi
Kopenhag’dan rahatça trenle ulaşılacak
bir başka
önemli şato
da Hillerad kasabasındaki
Frederiksborg. Kral 4. Christian’ın
17. yüzyıl
başlarında
yaptırdığı
şato, 250 yıl
sonra yanınca
büyük bira üreticisi J.C.Jacobsen tarafından
restore ettirilmiş.
Orijinal şapel
bölümü, süslemeleri ve muhteşem
kilise orguyla ilgi çekici. Ziyaret sonrasında,
kasaba ile şato
arasında
yer alan göletin kıyısındaki
görkemli bahçelerden geçerek ve sakin sularda yüzen ördekleri
seyrederek kasaba merkezine yürünebilir ya da
şato
iskelesinde duran küçük mekik teknelerinden birine binip
göletin karşısına
geçilebilir. Yaklaşık
5.5 milyon nüfuslu Danimarka, Kraliçe 2. Margrethe’nin varlığı
yanında
497 sandalyeli Parlamento (Folketinget) eliyle yönetilen bir
anayasal monarşi.
Sjaelland adası
üzerinde bulunan başkent
Kopenhag bir saraylar şehri.
Amalienborg, kraliyet ailesinin kışlık
sarayı.
Bugün kraliyet mücevherlerinin sergilendiği
Rosenborg ise eski yazlık
saraydı.
Kraliyet ailesi şimdi
şehrin
biraz kuzeyindeki Fredensberg’i yazlık
saray olarak kullanıyor.
Her gün, Rosenborg sarayından
11.30’da yürüyüşe
başlayan
kraliyet muhafızları,
saat tam 12.00’de Amalienborg’un birbirinin aynı
4 binasının
çevrelediği
sekizgen meydanda, sarayı
yaptıran
5. Frederik’in at üstündeki bronz heykeli etrafında
toplanmış
turistlerin meraklı
bakışları
önünde, nöbet değişim
töreni yapıyorlar.
Diğer
bir saray, 1700 yılında
yapıyı
satın
alan Kraliçe Charlotte Amalie’nin ismini verdiği
Charlottenborg, bugün Kraliyet Sanat Akademisi’ni barındırıyor.
1794’te meydana gelen bir yangına
kadar kraliyet ailesinin asıl
sarayı
olan Christiansborg ise şimdi
ülkenin Parlamento binası.
Bira devi Carlsberg’in kurucusu Jacobsen ailesine ait
eserlerin sergilendiği
Ny Carlsberg Glyptotek’te Rodin’in yapıtlarının
Fransa dışındaki
en büyük koleksiyonu bulunuyor. Ulusal Müze ise, özellikle
etnografik koleksiyonlarıyla
dikkati çekiyor ve ziyaretçiye bolca bilgi verecek
şekilde
düzenlenmiş.
Saray ve müzelerden kalan zamanda 1.6 km.lik yaya caddesi
Straget üzerinde bir yürüyüş,
17. yüzyılda
4. Christian’ın
yaptırdığı
Nyhavn’da sonlanabilir. Kanal boyu sıralanmış
restoran ve barlarıyla
başkentin
en hareketli yeme-içme mekanı
burası.
Kültürel ziyaretler ve belki biraz alışverişle
geçen bir günü noktalamak için en uygun yerlerden birisi de,
şüphesiz
1843’ten beri şehrin
sosyal tarihinde derin izler bırakmış
eğlence
parkı
Tivoli Bahçeleri. Disney parklarının
ihtişamına
erişemese
de küçük çaplı
gece konserleri ve gösterileri ile, özellikle
kaliteli restoran seçenekleriyle Tivoli’ye bir ziyaret
Kopenhag’ın
olmazsa olmazı.
Geçtiğimiz
senelerde doğumunun
200. yılı
nedeniyle Kopenhag’ın
turizmine hareket getiren Danimarka’nın
ünlü masalcısı
Hans Christian Andersen’in bir heykeli,
Belediye Sarayı
yanındaki
kaldırımda
ziyaretine gelen tüm çocukları
dizine oturtup poz vermek üzere bekliyor. Andersen’in ünlü
masal kahramanı
küçük denizkızı
da, yıllardan
beridir uzuvlarını
hatıra
veya antika niyetine koparan vandallardan olsa gerek,
kendisine ait küçük kayanın
üstünden milyonlarca ziyaretçisine biraz boynu bükük bakıyor.
Son bir
değerlendirme.. .
İ skandinavya
belki fazla kuzeyli, fazla sakin, fazla düzenli, fazla kurallı,
bizim gibi Akdeniz ve Anadolu’dan kıvamlanan
bir halk için. Belki çekiciliği
de bu yüzden. Ne demişler?
Zıtlıkların
çekiciliği
işte
!
Murat
TİRYAKİ
|
|