Helsinki

Finlandiyalı bir yazar Helsinki için “hayatın çok kuzeyi” yakıştırmasını yapmış. Avrupa’nın en kuzey enlemli başkentinde, belki yaşam biraz yavaş tempolu ama bizler için

bu, “allegro furioso” giden hayatımızda çok özlenen bir “adagio” doğrusu. Bu 5 milyonu biraz aşkın nüfuslu ülke boyundan beklenmeyecek kadar dev bir sanayiye sahip şimdi. Helsinki de bundan nasibini almış. Dünyanın en büyük kruvaziyer ve buzkıran gemilerinin inşa edildiği tersaneler, Baltık kıyısında uzanıyor. Baltık Denizi’nin az tuzlu, bulanık ve hep soğuk suları insanda fazla yüzme isteği uyandırmayabilir ama ülkedeki 2 milyon saunadan birinden ter içinde fırlayıp, huş ağaçları ve iğne yapraklılarla çevrili 188.000 gölden birine dalmak kolay unutulmayacak bir tecrübedir.

Helsinki limanında, Viking Line ve Silja Line’a ait feribotlar, her gün Talinn’e, Gdansk’a, St.Petersburg’a ve Stockholm’e gitmek için sıralarını beklerken, kıyıda yaz zenginliğiyle kurulan pazarda, çeşit çeşit böğürtlenler tezgahları renklendiriyor. Eski Cumhurbaşkanlarından Kekkonen de yakındaki Başkanlık Sarayı’ndan elinde filesiyle çıkagelirdi eskiden bu pazara.

Bugünkü Cumhurbaşkanı, Bayan Tarja Halonen ikinci kez 6 yıl için seçildiği görevinde, 200 sandalyeli Parlamentosunda 70 bayan milletvekili olan ülkede sosyal eşitliğin en iyi örneklerinden biri. 1809 yılında isveç’ten Rus imparatorluğu’na geçen Finlandiya’da, 1812’de Helsinki başkent oldu. Bunu takip eden yıllarda Carl Engel tarafından tasarlanan Senato Meydanı şehrin en çok ziyaret edilen yeri. Meydana yukarıdan bakan Protestan Katedrali’nin neo-klasik mimarisine, limana yakın başka bir tepede, Rus-Ortodoks Uspenskiy (Meryem’in göğe yükselişi) Katedrali tipik Rus mimarisiyle eşlik ediyor. Senato Meydanı’nda Çar 2. Alexander’a ait bir heykel, Finlilere ilk kez para basma ve dil özgürlüğü veren bu Çarı saygıyla anıyor. Finlandiya 1917’de bağımsız oldu. Karelia bölgesinin doğudaki bölümü halen Fin nüfusuyla beraber Rusya sınırları içinde. Liman pazarında genç bir kadın, memleketi Karelia’ya özgü bir Fin lezzeti olan üstü pirinçli çörek “Karjalan Piirakka”yı ikram ediyor. Dolgun elmacık kemikleri ve geniş alnıyla diğer

İskandinav halklarından kolayca ayırt edilen yüz hatlarını, sıcak bir gülümsemeyle yumuşatıyor. Liman kıyısından başlayan Esplanadi, iki cadde arasında uzanan parkı ve güzel çeşmeleriyle, yaz güneşinde yıkanmak isteyenler için şehrin en popüler yeri. Biraz kuzeybatıda yer alan Sibelius Parkı’nda heykeltıraş Hiltunen’e ait, 30 ton çelikten

imal edilmiş 600 tane borusu bir huş ormanını simgeleyen eser, Finlilerin en büyük ulusal bestecisi Jean Sibelius (1865-1957) için bir anıt. 20. yüzyılın en büyük Finli mimarı Alvar Aalto’nun eserlerini şehirde görmek mümkün. Konser ve Kongre Sarayı Finlandia Hall bunlardan biri. Aalto’nun öncüllerinden Eliel Saarinen’e ait 1919 tarihli tren istasyonu, granit yapısı ve Art Nouveau detaylarıyla şehrin en etkileyici yapılarından. 1969 tarihli Temppeliaukio (Tapınak Meydanı) kilisesi ise Suomalainen kardeşlerin 22 km. bakır tel kullanarak enfes bir akustik kazandırdıkları kubbenin altında doğal granit ana kayaya inşa edilmiş bir şaheser. 180 penceresinden içeri sızan ışık, bazılarındaki şeffaf camda haç motifi oluşturuyor. Helsinki’den Stockholm’e feribot ile keyifli bir gece veya gündüz yolculuğu yapılabilir. Buzulların kıyılarda çeşitli açılarla hareket etmeleri sonucu oluşmuş serpinti adacıkları (skerries) arasından ilerleyen yolcu feribotu, Helsinki limanı ağzında, Kırım Savaşı sırasında Rus toprağı olduğu için İngiliz ve Fransız gemileri tarafından topa tutulan Suomenlinna adasının yanından geçiyor. Bu müstahkem ada, her gün pek çok ziyaretçiyi ağırlıyor. Onlar da sağlam duvarlar üzerinden gemileri selaml ı yorlar.

Stockholm

Stockholm’e 30.000 adadan oluşan adalar topluluğu (archipelago) içinden geçerek ulaşılıyor. 14 ada üzerine oturan yaklaşık 2 milyon nüfuslu İsveç başkenti, Kopenhag ile beraber İskandinav şehirlerinin en canlısı. 9 milyon nüfuslu İsveç’te yaklaşık 300.000 müslüman yaşıyor. 50.000 kadarı Türk ve çoğu başkentte. Dar sokaklarındaki 17. ve 18. yüzyıldan kalma bitişik nizamlı, dar cepheli, üçgen alınlıklı yapılarıyla Gamla Stan (Eski fiehir) aynı zamanda 608 odalı Kraliyet Sarayı’na da ev sahipliği yapıyor. Saray’ın yanında 349 sandalyeli Parlamento (Riksdag), karşısında da Ulusal Müze bulunuyor. Stor Torget (Büyük Meydan) üzerinde Nobel Akademisi var. Her yıl Aralık ayında yapılan Nobel ödülleri töreni sonrasında seçkin konukların bir ziyafetle ağırlandığı 1923 tarihli Belediye Sarayı, Gamla Stan’ın karşı kıyısında yer alıyor ve uzaktan bakınca kimilerine göre bir kuğuyu andırıyor. Kraliyet Sarayı’nın hemen altındaki mahzende bulunan Kraliyet Silahhanesi’nde sergilenen pek çok malzeme arasında, büyük asker ve devlet adamı Kral 12. Karl’ın 1718’de, 36 yaşındayken, Halden (Norveç)’deki savaş alanında öldüğü sırada giydiği üniforma da bulunuyor. Çar 1. Petro’ya karşı giriştiği savaşlar sonrasında 5 yıl Osmanlı’ya misafir olan, kimine göre cesaretinden ötürü, kimine göre ise uzun ziyareti sırasında Sultan nezdindeki kredisini biraz zorlayıp, adeta devlete demirbaş olduğu için Yeniçeriler tarafından kendisine “Demirbaş” lakabı verilen kral, sonunda Osmanlı tarafından Moldova sınırları içindeki Bender’de tutuklandı. Bender Kalabalığı olarak tarihe geçen bu olay İsveç diline de “Kalabaliken i Bender” olarak girmiştir. Djurgården adası turistik çekim merkezi. Adaya adını veren Hayvanat Bahçesi yoğun ziyaretçi alıyor. Tarihi füniküler ile  çıkılan yakınlardaki bir tepe, ülkenin değişik köy ve kasabalarından getirilmiş kırsal yapıların otantik yaşamunsurları ile birlikte sergilendiği folklor köyü Skansen’a bir ziyaret için  ideal başlangıç yeri. Nordiska Museet (Kuzey Halkları Müzesi) ünlü yazar ve ressam Strindberg (1849-1912)’in notları ve eskizlerinden tutun da, kumaşlara, oyuncak bebek evlerine, mobilyaya kadar her türlü etnografik malzemeyi barındıran büyük bir müze. Hemen yanındaki gemi müzesi Vasa belki de şehrin en eşsiz müzesi, çünkü burada dünyanın 17. yüzyıla ait en iyi korunmuş deniz aracı, adını İsveç’in bağımsızlığını sağlayan Kral Gustav Vasa’dan alan Kraliyet Savaş Gemisi “fianlı” Vasa bulunuyor. 1628’de ilk yolculuğuna çıkarken bir denge sorunundan dolayı yan yatıp Stockholm Limanı’nın dibini boylayan dev gemi, 1961 yılında yüzeye çıkarıldı. 1990 yılından beri de şimdiki müze binası içinde tüm görkemiyle bir hayalet gemi edasında sergileniyor. Stockholm’den Oslo’ya giden karayolu ülkenin önemli göllerinin yanından geçiyor. Yol üstünde, Ortaçağ şatosuyla ünlü Örebro ve Vänern gölü kıyısında, lezzetli somonlarıyla ünlü Karlstad şehri bulunuyor.

Oslo

Finlandiya ve İsveç’in geneline hakim düzlükler ve göller coğrafyası Norveç’te adamakıllı değişiyor. Doğanın çok cömert davrandığı fiyordlar ülkesi, sınırdan girer girmez, kesif iğne yapraklı ormanları, yer yer dik yamaçlı alçak dağlarla engebelenmiş topoğrafyası ve tahminen bulutlu, yağmurlu havasıyla karşılayabilir insanı. Aynı isimli fiyordun kuzey ucunda kurulmuş Oslo, ülkenin yaklaşık dokuzda birini barındıran 540.000 nüfuslu başkenti. Petrol ihraç eden ülkelerin en yenilerinden biri olan Norveç 1972’den bu yana bu zenginliği kullanmakta. Dünyanın (S.Arabistan ve Rusya’dan sonra) 3. büyük petrol ihracatçısı durumundaki ülke, petrol fonlarında kötü günler için sakladığı 150 milyar dolar düzeyindeki birikimi epey tutumlu harcıyor. Yalnızca sosyal hizmetlerin halka sunumu ve geliştirilmesinde kullanılan bu fonlar ülkenin olası zor günler için garantisi olarak görülüyor. Petrol zenginliğine rağmen Norveç dünyanın en pahalı ülkelerinden biri ve 40.000 doların üzerindeki ortalama yıllık gelire karşın insanlar hayat pahalılığından daima şikayetçi. Alkol tüketimine ve intihara meyilli Norveçlilere alkol satışı devlet tekelinde ve saat 18.00’den sonra alkollü içkiler ancak bar ve restoranlarda satılıyor. Mimarları Arneberg ve Poulsson’un 1950’de tamamladığı Oslo Belediye Sarayı (Rådhuset), kızıl-kahverengi tuğla yapısıyla, kimilerine göre liman kıyısında yanyana duran iki büyük dilim kahverengi Norveç peynirini andırıyor. Her yıl 10 Aralık’ta Nobel Barış Ödülü bu binada yapılan törenle sahibini buluyor. Belediye Sarayı önünden başlayan kordon boyunda modern eğlence ve yeme-içme mekanlarıyla gece hayatının merkezi Aker Brygge uzanıyor. Buradan kalkan dolmuş tekneleri 20 dakikada yolcularını limanın karşı tarafındaki Bygday adasına bırakıyor. Bygday kapsamlı bir ziyareti gerektiriyor. 1893-1896 yıllarında Nansen’i Kuzey Denizi araştırmalarına, ardından Amundsen(1872-1928)’i Güney Kutbu’na götüren, döneminin en sağlam gemisi Fram kendine ayrılan binada ziyaretçilerini ağırlıyor. Halkının 75%’i denizden en fazla 10 km. mesafede yaşayan Norveç’in büyük kaşifler yetiştirmiş olması rastlantı değil. Üzerinde seyahat eden ünlü kaşiflerin izleri, Fram’ın daracık kabinlerindeki zor yaşamı gözler önüne seren her eşyaya derinden işlemiş. Fram ile Antarktika’ya ulaşıp, buzlar üzerinde devam eden kutba ulaşma yarışında İngiliz Robert Scott’tan 1 ay önce Norveç bayrağını diken Roald Amundsen’in, 8 Mart 1912’de, Tasmanya’dan dünyaya keşfini duyurmasından 3 hafta sonra, Scott dönüş yolunda hayatını kaybetmiş ti. Fram’ın hemen karşısındaki müzede, 20. yüzyıl maceracısı Thor Heyerdahl (1914-2002)’ın Atlantik ve Pasifik’te yaptığı yolculuklarda kullandığı Ra ve Kon-Tiki tekneleri sergileniyor. Heyerdahl’ın Paskalya Adası üzerindeki arkeolojik araştırmalarından getirdiği malzeme de ilgi çekici. Bugday’de, zengin sayfiye evleri arasından yapılan keyifli bir yürüyüş sonrasında Viking Gemi Müzesi karşımıza çıkıyor. Büyük Viking savaşçıları öldükten sonra, bedenlerinin Valhalla’ya uğurlanması sırasında, içine yerleştirildikleri geminin ateşe verilerek açıklara doğru sürüklenmesiyle gerçekleşen törenin ancak Hollywood filmlerine layık bir aldatmaca olduğu arkeologlar tarafından kanıtlandı. Viking Gemi Müzesinde sergilenen 3 gemi de geleneksel şekilde kahraman mezarlarında gömülmüş ve çok iyi  korunmuş halde bulunarak, toprak altından çıkarılmış. Limandaki Ortaçağ kalesi Akershus (1309) önünden başlayan ve Kral 5. Harald’ın sarayı önünde biten bir kraliyet geçit töreni belli günlerde tekrarlanıyor. Önünde Norveç’in en büyük yazarı Henrik İbsen’in heykeli bulunan Ulusal Tiyatro binasından bir sokak yukarıdaki Ulusal Müze’de ünlü Norveç ressamı Edvard Munch’un “Çığlık” tablosu, turistler kadar tablo hırsızlarının da favorisi. Oslo’da güzel bir havada en doyumsuz gezinti Frogner Parkı’nda yapılıyor. Üretken Norveçli heykeltıraş Gustav Vigeland’a ait 767 eser içerisinde 200 tonluk 17 metrelik monolit, üst üste yığılmış her yaştan 126 insan figürüyle akıllara durgunluk veriyor. Oslo’dan ayrılıp fiyordlara uzanma vakti. Bergen’e giderken, hafif engebeli arazide çam ve köknar ormanları eşlik ediyor yola. Norveç’te bir zamanlar sayıları 1000’i bulan ahşap kiliselerin (Stavkyrkje) en iyi korunmuş örneklerinden bazılarına bu yol boyu rastlanıyor. 1183 tarihli Borgund Stavkyrkje, Viking gemi başı figürlerini anımsatan ejderha oymaları, her santimetrekaresi ahşap unsurlardan oluşma benzersiz yapısı ve önündeki Ortaçağ mezarlığıyla insanı geçmiş yüzyıllara götürüyor. Bergen yakınlarında geçilen pek çok tünelden biri de dünyanın en uzunlarından olan 24.5 km.lik Laerdal Tüneli. Voss şehrine yaklaşırken Tvindefossen gibi yüksek kayalardan dökülen her dem canlı şelaleler görülüyor.

Bergen

Gün doğumunda, kıyı boyunca dizilmiş rengarenk sıra evler, küçük limanın sakin suları üzerindeki yansımalarıyla, Bergen’e masalsı bir görünüm veriyor. Bu saatlerde taze balıklar pazarda alıcılarıyla buluşuyor. Defalarca yanıp yenilenmiş kıyı boyu yapıları, Unesco Dünya Mirası listesinde yerini almış. Aralarındaki dar sokaklar Ortaçağda Alman Hansa Birliği şehirlerinden biri olan Bergen’in geçmiş yaşamına geri götürüyor ziyaretçiyi. Bergen yakınlarındaki bir evde Norveç’in en ünlü bestecisi Edvard Grieg yaşamış. Gün batımına doğru şehre 320 m.den bakan Flayen tepesine füniküler ile çıkıp, şehir manzarasının tadını çıkardıktan sonra, kavisler çizen dar yollardan şehir merkezine geri yürürken, denizin kızılımsı yansımaları, yol boyu kurulu evlerin güzel cephelerini ve bakımlı bahçelerini belli belirsiz çizgilere dönüştürüyor.

Fiyordlar ve Oslo’ya dönüş

Buzul dönemlerinde kutup bölgelerinden aşağı enlemlere doğru ilerleyen buzullar, ilerledikleri vadiler boyunca, vadi yamaçlarını ve tabanlarını aşındırıp önlerine kattıkları kayaçları yer yer kıyılara kadar sürüklerlerdi. Derinlemesine aşındırdıkları bu vadi tabanları, buzul dönemi sonrası yükselen sularla dolunca bugün dünyanın kutuplarına yakın bölgelerde sıklıkla rastladığımız fiyord yapıları meydana geldi. Norveç’in yaklaşık 200 km. uzunluğundaki en uzun fiyordu Sognefjord’a Bergen’den yaklaşık 2 saatte ulaşmak mümkün. Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Naerayfjord, Sognefjord’un küçük kollarından biri. Gudvangen kasabasından ayrılan bir turistik gezi teknesi Naerayfjord’un dik yamaçlarından akan yüzlerce metrelik şelaleleri, fiyordu çevreleyen yüksek Hardanger platosundan (Hardanger Vidda) aşağıya doğru hareket eden sis ve bulut kümelerini, derin suların kıyısına konuşlanmış balıı köylerini, küçük tepelerin üzerindeki yapayalnız evleri ve kiliseleri yolcularına gösterdikten sonra bir başka küçük kol olan Aurlandfjord’a kıvrılıyor. Bu 2 saatlik doyumsuz fiyord gezisi Flam kasabasında sonlanıyor. Buradan, ünlü Flam treninde çok dik bir tırmanışla Myrdal kasabasına çıkarken meşhur şelaleler görülüp, sonra da Oslo’ya devam edilebilir. Bir başka alternatif ise karayoluyla Hardanger Vidda’ya tırmanıp, derin Måbadal kanyonunu ve azgın sularıyla Varingsfossen şelalelerini görüp, Geilo şehrine ulaşmak ve belki de tarihi Dr. Holmes otelinde bir gece geçirmek. Geilo’dan Oslo’ya giden yolda Gol kasabasındaki ahşap kilise Gol Stavkyrkje ziyaret edilebilir. 1883’te Oslo’daki folklor köyüne taşınmış olan kilisenin orijinaline sadık kalınarak yapılmış bu ‘in situ’ kopyasında bir nikah törenine rastlamak da mümkün olabilir. Oslo’ya yakın Jevnaker kasabasında kurulu tarihi cam fabrikaları Hadeland Glassverk, ziyaretçiye camın tarihi ve cam üfleme sanatıyla üretilmeye devam eden eserler hakkında iyi bir tanıtım veriyor.

Kopenhag

Oslo’dan Kopenhag’a geçmenin en keyifli yolu yine gece boyu seyahat eden bir feribota binmek. Danimarka’nın Helsingör ile İsveç’in Helsingborg şehirleri arasında kalan dar boğazdan geçerken sabahın ilk ışıklarıyla Helsingör’deki Kronborg şatosu (1585) görünüyor. Shakespeare’in Hamlet eserine konu olan ünlü Rönesans şatosu, yapımcısı Kral 2. Frederik ve Kraliçe Sophia’nın anılarını barındırıyor. Ziyarete açık mahsenlerinde (casemates) ise ünlü Dan mitos kahramanı Holger Danske’nin heykeli, anlatıya uygun olarak uyur vaziyette. Ne zamanki halkı yardıma ihtiyaç duyar, Holger o zaman uyanacak. Kronborg gibi Kopenhag’dan rahatça trenle ulaşılacak bir başka önemli şato da Hillerad kasabasındaki Frederiksborg. Kral 4. Christian’ın 17. yüzyıl başlarında yaptırdığı şato, 250 yıl sonra yanınca büyük bira üreticisi J.C.Jacobsen tarafından restore ettirilmiş. Orijinal şapel bölümü, süslemeleri ve muhteşem kilise orguyla ilgi çekici. Ziyaret sonrasında, kasaba ile şato arasında yer alan göletin kıyısındaki görkemli bahçelerden geçerek ve sakin sularda yüzen ördekleri seyrederek kasaba merkezine yürünebilir ya da şato iskelesinde duran küçük mekik teknelerinden birine binip göletin karşısına geçilebilir. Yaklaşık 5.5 milyon nüfuslu Danimarka, Kraliçe 2. Margrethe’nin varlığı yanında 497 sandalyeli Parlamento (Folketinget) eliyle yönetilen bir anayasal monarşi. Sjaelland adası üzerinde bulunan başkent Kopenhag bir saraylar şehri. Amalienborg, kraliyet ailesinin kışlık sarayı. Bugün kraliyet mücevherlerinin sergilendiği Rosenborg ise eski yazlık saraydı. Kraliyet ailesi şimdi şehrin biraz kuzeyindeki Fredensberg’i yazlık saray olarak kullanıyor. Her gün, Rosenborg sarayından 11.30’da yürüyüşe başlayan kraliyet muhafızları, saat tam 12.00’de Amalienborg’un birbirinin aynı 4 binasının çevrelediği sekizgen meydanda, sarayı yaptıran 5. Frederik’in at üstündeki bronz heykeli etrafında toplanmış turistlerin meraklı bakışları önünde, nöbet değişim töreni yapıyorlar. Diğer bir saray, 1700 yılında yapıyı satın alan Kraliçe Charlotte Amalie’nin ismini verdiği Charlottenborg, bugün Kraliyet Sanat Akademisi’ni barındırıyor. 1794’te meydana gelen bir yangına kadar kraliyet ailesinin asıl sarayı olan Christiansborg ise şimdi ülkenin Parlamento binası. Bira devi Carlsberg’in kurucusu Jacobsen ailesine ait eserlerin sergilendiği Ny Carlsberg Glyptotek’te Rodin’in yapıtlarının Fransa dışındaki en büyük koleksiyonu bulunuyor. Ulusal Müze ise, özellikle etnografik koleksiyonlarıyla dikkati çekiyor ve ziyaretçiye bolca bilgi verecek şekilde düzenlenmiş. Saray ve müzelerden kalan zamanda 1.6 km.lik yaya caddesi Straget üzerinde bir yürüyüş, 17. yüzyılda 4. Christian’ın yaptırdığı Nyhavn’da sonlanabilir. Kanal boyu sıralanmış restoran ve barlarıyla başkentin en hareketli yeme-içme mekanı burası. Kültürel ziyaretler ve belki biraz alışverişle geçen bir günü noktalamak için en uygun yerlerden birisi de, şüphesiz 1843’ten beri şehrin sosyal tarihinde derin izler bırakmış eğlence parkı Tivoli Bahçeleri. Disney parklarının ihtişamına erişemese de küçük çaplı gece konserleri ve gösterileri ile, özellikle kaliteli restoran seçenekleriyle Tivoli’ye bir ziyaret Kopenhag’ın olmazsa olmazı. Geçtiğimiz senelerde doğumunun 200. yılı nedeniyle Kopenhag’ın turizmine hareket getiren Danimarka’nın ünlü masalcısı Hans Christian Andersen’in bir heykeli, Belediye Sarayı yanındaki kaldırımda ziyaretine gelen tüm çocukları dizine oturtup poz vermek üzere bekliyor. Andersen’in ünlü masal kahramanı küçük denizkızı da, yıllardan beridir uzuvlarını hatıra veya antika niyetine koparan vandallardan olsa gerek, kendisine ait küçük kayanın üstünden milyonlarca ziyaretçisine biraz boynu bükük bakıyor.

Son bir değerlendirme...

İskandinavya belki fazla kuzeyli, fazla sakin, fazla düzenli, fazla kurallı, bizim gibi Akdeniz ve Anadolu’dan kıvamlanan bir halk için. Belki çekiciliği de bu yüzden. Ne demişler? Zıtlıkların çekiciliği işte !

Murat TİRYAKİ

BİNNAZ SOKAK NO:1/4 KAVAKLIDERE ANKARA

TEL:(0 312) 428 20 96 (pbx)  - 466 91 91   FAX: (0 312) 426 16 70 - 466 76 76